kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2015 Perşembe

Neden düzenli olarak

"Neden düzenli olarak maça giden sıradan bir insan olamadım ben? Neden güzel sahanda yumurta yapmaktan başka derdi olmayan bir adam olamadım? Neden insanların kolunda miskin miskin gezinen bir sinek olmadım? Veya neden kümesin önündeki toprağı eşeleyen bir horoz olamadım? Neden bütün bunlar?"
Charles Bukowski, Pulp

24 Mart 2015 Salı

ben onu asıl bunun için severdim en çok

"onun resimlerine bakarken hızlanırdı yüreğim. içimde bir ayaklanma olurdu. bir tel incecik ses verirdi, bir ağaç yapraklarını dökerdi. mor bir çiçek açılırdı vaktinden önce. gökyüzü renk değiştirirdi. kelebekler ellerime konar, avuçlarım sıcacık olurdu.

o aykırı, yönsüz,yordamsız gibi çılgın, öfkeyle dolanıp da ansızın bir yerlerde duruluveren, bir büyük boşluğun ayakucunda ya da bir yeşilin akıl almaz bir incelikle kırılıverdiği noktada düğümlenip dağılıveren çizgiler karmaşasında yolumu yitirirdim.

işte tam orada, tam o noktada her şey hüzün dolu bir sızıyla ona doğru iterdi beni. öncesiz, sonrasız o olurdum. “ben onu asıl bunun için severdim en çok.”
o benim gereksindiğim acı, özlediğim mutsuzluk, uzlaşmazlık, onulmaz can sıkıntımdı. kırılganlığım, öfkem, hoyratlığımdı.”

22 Mart 2015 Pazar

Bir “Gün’e” rast gelmiştim bir yaz akşamında

Gün’e…
Bir “Gün’e” rast gelmiştim bir yaz akşamında, akşam üzeride olabilir. Vaktin Önemi yok Gün’e takılıp kaldım ben. Sizinde unutulmaz “Gün’leriniz” olmadı mı? Olmuştur, Olur bazen böyle zamanlar, olmaması imkansız. zira hepimiz insanız, istisnaları saymazsak! Yorgundum, beklemek yoruyor insanı. Üzgündüm, özlemek üzüyor insanı. Ölmüştüm, sevmek öldürüyor insanı. O “Gün’e” rast gelene kadar bitmişti belkide benim hikayem. son cümleleri kurup toparlıyordum yazdıklarımı, yazamadıklarımı. Bir gülüşe rast geldik ki efendiler sormayın gitsin. Evet evet sakın sormayın, sorarsanız uzun uzadıya bi sessizlik alır beni. O gülüş tarif edilmez ki! Hele gözleri… Elektrikler kesileli çok olmuştu yüreğimde, ağlamaktan kısa devre yapmıştı belliki ve karanlıkta yitip gitmişti yaşam umudum, ışığım. O gözlerinin içi varya bir kibrit çöpü misali kafa tuttu koyu karanlığa, dipsiz yanlızlığa… Tam aydınlığa kavuştum derken kibrit bitti, “Gün” gitti! Oysa O gözlerde ki ışığın kaynağı olmak bir masalda prens olmak gibi olurdu sanırım. Gülüşünün kaynağı olmak mı? Onuda sormayın, yine bi sessizlik alır bu yazıda benim kaldığım gibi ortada kalır. Hikaye giriş bölümde bitti, yitti, gitti… Müthiş bir gelişme kısmına sahip olabilirdi hikaye, sonu mu? Sonu hiç gelmezdi eminim. Ama işte o tarifsiz “Gün’ümün” tadı yürekte kalırcasına bitti, yitti, gitti…

Günün ayması için Güneş’in doğması gerek

 
Günün ayması için Güneş’in doğması gerektiğini
 söyleselerde günün ayması için bazen Doğa üstü hadiselere ihtiyaç duyar insan. Yataktan kalkmış olmak uyandığımız anlamına gelmez çoğu sabah Buda böyle bişey işte. Gülümseyişine rast gelince gün ayar bende. Sırlı gizemler, Doğa üstü mucizeler saklı o Güneş’in ilham kaynağı yüzünde. Bence Tanrı önce seni yaratmış, sonra sana benzeyen bir Güneş’i, Gözlerine benzeyen bir gökyüzünü yaratmış mesela. Bi insanın hapşurması değiştirir mi mevsimleri, ki ben suretine rast gelmeden önce dört mevsime inanırdım öyle öğretmişlerdi. öğretenin suçu yok o görseydi seni eminim oda tek mevsimin sen olduğunu söylerdi. Hayat enerjisi, Neşe, Nutella Mutluluğu barındırdığını, bu mevsimde tek yağış nedeninin neşene kapılıp gözlerin yaşarması olduğunu tarif ederdi hatta. Şimdi otursam ömrümün geri kalanını sen iklimini anlatmakla geçirebilirim lakin nazarı var, Başkasının bu keşfedilmemiş iklimi merak edip keşfetmesi riski var ki insanoğlu genelde yakıp yıkar. Kırar döker. Sen orada kal öyle. Beynim, sana rast gelince fosforu bile daha bir güzel yakıyor. Sen öylece kal yüreğimin en kuytusunda…

Ben ona biriktirdiğim her şeyi sundum.

Ben ona biriktirdiğim her şeyi sundum. Zamanı,
 kitaplardan süzdüklerimi, yazabildiğim ve yazabileceğim her şeyi.
 O ise günlük hayatın sıradan beklentilerine o kadar
alıştırmıştı ki kendini, başka türlü bir sevme şekline ihtimal
 bile vermiyordu. Olmadı, olamazdı da. Benim
yanımda uçmak için can atan bir kedi yavrusu
 gibi takıldı bir süre, uçabilmek için gereken
 arzu ve iyi niyete de sahipti aslında. Ama, kanatları yoktu..

16 Mart 2015 Pazartesi

Yaralar vardır hayatta

Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.
Kimeye anlatılamaz bu dertler, çünkü herke bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar.
Biri çıkar da bunları söyler ya da yazara, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi 
akıllarına göre gem saygılı hem de alaycı bir gülüşle dinlerler bunları. Çünkü henüz çaresi de, devası da 
yok bu dertlerin.Tek ilaç şarap yardımıyla unutmaktadır; 
afyonun ve uyuşturucu maddelerin sağladığı sahte uykudur.Ama ne yazık ki bu tür devaların da etkileri geçicidir, 
acıyı kesecekleri yerde çok geçmeden daha da şiddetlendirirler.
Acaba bir gün bu metafizik olguların,ruhtaki bu kendinden 
geçme halinde ve uykuyla uyanıklık arasında beliren gölgeler yansımasının sırrı anlaşılacak mı ?

                                                                                 Kör baykuş /Sadık hidayet

sabahattin ali

İnsan dünyaya sadece yemek,içmek ve koynuna
birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı !
Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı . 
Created By Sora Templates